Nisan 03, 2010

hikayenin en başından kısa kısa...

Hikayem başlayalı 6 ay olduğundan en başını kısa kısa özetlerle geçeyim:

1. Sevgili blog, 3 gün önce hayatımın en değişik tecrübesini yaşamaya başlarken, ilk siftahı uçakla yaptım. Hayatımda ilk kez uçağa bindim... -bkz. 21 yaşında ilk kez uçağa binmek-

2. Babama çaktırmadım ama bayağı heyecanlı bişeymiş ya. Lunaparkta gondolun en üst kısmında saatlerce durmak gibi bişey. Ki gondola ilk ve son binişimde korkudan nerdeyse ruhumu teslim ederken indiğimde de arkadaşın kollarına yığıldığımı hatırlatayım :) 
Ama bu sefer heyecanım korkumu bastırmış olmalı ki korkmadım o kadar. 

3. Uçak yolculuğumda bana eşlik eden şarkı, daha doğrusu playlist'in shuffle modunda kısmetime çıkan şarkı Teoman-Rapsodi Istanbul 'du. cuk oturdu sanırsam :)
"...sokaklarda sapsarı yapraklar
mazgallarda yağmurlar
hangi kentte bu denli acı var
başka nerde istanbul kadar
git...

yapraklar yatağın olsun 
kırlangıçlar arkadaşların
yıldızlar yorganın olsun
hem zaten gökte işsiz güçsüz duruyorlar..."

Istanbul'a da bu şarkıyla veda etmiş oldum böylece. Ama herzamanki gibi tuttum kendimi, ağlamadım. Gözyaşlarm kimbilir ne zaman çıkcaklar saklandığı yerden.

4. Tam 3 saat boyunca yüzümü pencere yapıştırıp yeryer zifiri karanlığı, yeryer alttaki ışıklı binaları, köprüleri seyrettim. Bazıları ona buna büyüklük taslaya dursun, ben, aslında ne kadar küçükmüşüz, anladım...

5. Daha çok şey var anladığım, ilk geldiğim andan beri. Yolların durumu ile ülkenin gelişmişliği arasında doğru orantı oldugu mesela...
6. Yolların planlanması öyle güzel ki, kaybolmak mümkün değil. Işıklar, yol çizgileri, trafik levhaları... Herşey "insan" için tasarlanmış burda.

7. İnsanların her çeşidi...Engelliler de buna dahil. Burada o kadar çok tekerlekli sandalye kullanan insan var ki...Ve hepsi hayat dolu. Sanırsın Almanya ikinci dünya savaşından daha yeni çıkmış da bu insanların hepsi savaşın gazileri,yaralıları gibi... Sandalyeli ve değnekli insan sürüsüne bereket.
Ve herşey onların rahatına göre ayarlanmış. Herşey... Yerin dibindeki metrolar, otobüsler, duraklar, kaldırımların yüksekliği, sokak taşları, park yerleri...
Engellileri gerçek anlamda ilk kez burda farkettim. Ve engelli olarak Almanya'da kimsenin yardımına "muhtaç"olmadan yaşanabilirmiş, anladım...

Türkiye'deyse bu konuda durumun ne kadar vahim olduğunu değil sana anlatmaya, kendime itiraf etmeye "utandım" sevgili blog.

8.  Hani Türkiye'de hep dalga geçerler ya "yav şu almanlar da ne kadar kuralcı,  nolcak yani bu kadar kurala uymasan.Ne gereği var..." diye. 
İşte o dalga geçtiğimiz kurallar, insanların huzurunu sağlıyormuş, "yaşam standartı" denen şeyi yükseltiyomuş, "insanca"yaşamayı sağlıyomuş ve "medeniyeti" getiriyormuş beraberinde, anladım...

9. Ve en güzel bişey, sevgili blog, burda ne var biliyor musun? Pisikleeet :) Hem de binlerce, sanki arabadan çok pisiklet var burda, oley :)
Yolların çoğunda pisiklet yolu var, olmayan yerlerde de her yerde pisiklet sürebiliyosun, yorulunca da istediğin yere parket, istediğin zaman gel al. -tabi çalınmazsa- 

- arkası yarın :) -


Hiç yorum yok: